İlkyardım Öğren Hayat Kurtar

Evhamlı iki çocuk annesi olarak ve dahi pilates antrenörü olarak ilkyardım konusunda kendimi yetersiz görüyordum. Sadece yakın çevrem değil acil bir durumda ihtiyacı olan herhangi birine yardım etmek hem insani olarak beni mutlu edecek hem de başkalarının ya da yakınlarımın yardımına koşmuş, onlara bir nebze de olsa yardım etmiş olacaktım.
Bununla ilgili olarak evime yakın eğitim verecek bir Kızılay İlkyardım merkezi aramaya başladım. Sonrasında neden bunu bir işbirliği haline getirmeyelim diye düşündüm. Yani her hanede en az bir kişi ilk yardım bilse fena mı olur?

Hemen Kızılay’ın Ankara’da genel merkezine bir mail yazdım. Mailimde; anneleri, babaları, öğretmenleri, polisleri, genel anlamda tüm bireyleri ilkyardım eğitimi almak konusunda halkı teşvik etmeme destek olmalarını talep ettim.
Bu projenin en güzel yanı sosyal medyanın hayatımızda çığ gibi büyüdüğü, tüm markaların sosyal medya için reklam paydalarından büyük bir bütçe ayırmaya başladıkları şu günlerde, böylesi bir kampanyanın daha önce hiç denenmemiş olması ve geri dönüşünde herkese sağlayacağı tarifsiz fayda.

İşte her şey böyle başladı. Mailimi okuyan Kızılay Medya Yöneticisi Armağan Pekkaya Bey, gayet sıcak ve olumlu bir geri dönüş yaptı bana. Önerdiğim kampanya çok hoşlarına gitmişti ve hemen hayata geçirecektik. Elif Taşkın Hanım hemen eğitime katılacağım ve eğitimi verecek olan Tunahan Kahrıman Hocamla kontağımı sağladı ve ben eğitimdeydim. Hem de eşimle birlikte. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?

Sabahın erken saatlerinde eşimle ilk dersimize doğru giderken:)

Sabahın erken saatlerinde eşimle ilk dersimize doğru giderken:)

Eşimle sınıf arkadaşı olmak da varmış demek. İşin şakası bir yana, şu an içimde tarifsiz bir huzur yaşıyorum. Elbette bazı şeylerin önüne geçemeyiz ama ihtiyacı olan birine yardım edebilecek olmak çok güzel bir his.

Bundan dört yıl kadar önce Çınarcık’taki evimizin balkonunda kahve içerken denizden yalpalayarak çıkmaya çalışan 70 yaşlarında bir bey dikkatimi çekti. Taşlardan yürüyemediğini düşündüm başta ama kendisi aniden yere yığıldı. Henüz yazın çok başları olduğu için bir avuç insan başına toplandı. İnsanlar panik içinde sadece bağırıyorlardı ve olaya şahit olan eşi ise olduğu yerde dövünmekle yetiniyordu. Bense balkonda olduğum yerde zıplıyor ne yapsam diye telaş içinde düşünüyordum. Hemen ambulansı aradım ama benimle birlikte arayan başka kişiler de oldu. Hastanın nefes alamadığını söyleyenleri ve şuur kaybı olduğunu söyleyenleri duyabiliyordum. Çınarcık minicik bir sahil kasabası olmasına rağmen ambulans geç geldi. Hastanın ilk müdahalesini nihayet yapıp hastaneye doğru yola çıktı. O sırada kaşla göz arası o zamanlar yaklaşık 14 aylık olan oğlum yere düştü ve başını balkon kapısının kilidinin olduğu çıkıntıya çarptı. Yarası derindi. Daha diğer olayın şokunu atlatamamışken bir de oğlumun o halini görmek beni daha da panik bir hale getirdi. Yanımda sadece yeğenim Sena vardı ve o sırada 16 yaşlarındaydı. Hemen Tuna’yı aldığımız gibi hastaneye gittik. Hastane kapısında az önce gözümün önünde yere yığılan beyin hayatını kaybettiğini öğrendim. Bunu hastanede öğrenmek daha da sinir bozucuydu. Orada bulunan tüm yakınlarının acısını çok daha derinden hissettim.

Eğitim aslında bir taraftan da çok eğlenceli geçiyor. Yaralı hastayı taşıma tekniklerinden biri bu. Konu ciddi ama görüntü çok şeker değil mi?

Eğitim aslında bir taraftan da çok eğlenceli geçiyor. Yaralı hastayı taşıma tekniklerinden biri bu. Konu ciddi ama görüntü çok şeker değil mi?

İşte o gün benim miladım oldu. Elbette takdir i ilahi, ona diyecek lafım yok ama o an hep şunu düşündüm, sadece bir gün sonra tıp fakültesinden yeni mezun olmuş olan yeğenim Turan bize gelecekti ve belki denk gelselerdi o hasta yaşayabilirdi… İlkyardımı öğrenmem gerektiğine o zaman karar verdim. Dört yıl rötarlı da olsa artık biliyorum. En basitinden; o gün oğlum o an düştüğünde hastaneye götürmeme gerek olmadığını, kanayan yarasına çok basit bir şekilde müdahale edebileceğimi biliyor olsaydım, hastanede beni o derinden yaralayan sahneye şahit olmak zorunda kalmayacaktım…Ve en önemlisi adamcağıza işi bilen biri olarak müdahalesini ben yapacaktım ve belki de hayatını kurtaracaktım…

Eğitimdeki sınıf arkadaşlarımızla son gün pozu verdik. Kendileri Avcılar Beledeyi personellerinden. Avcılar Belediye'sini kutluyorum. Son derece bilinçli bir yaklaşımla personlellerini pey der pey eğitime yolluyor. Zabıta arkadaşlardan tutun da müfettişlere, öğretmenlere kadar her departamandan birileri var burada...

Eğitimdeki sınıf arkadaşlarımızla son gün pozu verdik. Kendileri Avcılar Beledeyi personellerinden. Avcılar Belediye‘sini kutluyorum. Son derece bilinçli bir yaklaşımla personelellerini pey der pey eğitime yolluyor. Zabıta arkadaşlardan tutun da müfettişlere, öğretmenlere kadar her departamandan birileri var burada…

Eminim sizin de benim gibi kendinizi çaresiz hissettiğiniz böyle anlar olmuştur. Bir çoğunuz eliniz kolunuz bağlı kalmış ve keşke ilkyardım konusunda ufacık bir fikrim olsaydı demişsinizdir. Dememek mümkün değil. 112’yi aramanın bile bir yolu yöntemi var çünkü. 112’yi hangi durumlarda aramamız gerektiğini bile bilmiyoruz…

Mesela bir sara hastası için 112’yi aramak çok ender durumlar dışında tamamen zaruri. Sara krizi geçiren hastaya müdahale edilmez, kasılmalar etkisiyle kapanan eli, ağzı açılmaya çalışılmaz. En fazla beş dakika içinde kriz sona eriyor çünkü ve yardım etmeye çalışan bilinçsiz insanlarımızın ağız ya da elleri açma çabaları yüzünden hasta zarar görüyor maalesef. 112’yi basit bir sara krizi için meşgul etmiş olmakta işin cabası. 112 o anda aciliyeti olan bir hastaya gidecekken yolundan sapmış oluyor.

İlkyardım Öğren Hayat Kurtar

İlkyardım Öğren Hayat Kurtar

Şunu da bir açıklığa kavuşturmakta fayda var tabii; ilkyardım demek hastayı olay yerinde ameliyat etmek demek değil, İlkyardım demek ilaç kullanmak demek değil. İlkyardım demek hastayı doktor ya da 112 gelene kadar konforlu bir şekilde stabil tutmak ya da durumun daha kötüye gitmesini önlemek demek. Bu anlamda kahramanlık yapmanıza gerek yok. Eğitimde öğrendiklerinizi uygulamanız yeterli.

Eğitim sırasında çok çok ciddi vakalardan tutun da çok basit bir arı sokması, ya da bir deniz canlısı tarafından ısırılmaya kadar yapılması gereken tüm müdahaleleri öğreniyorsunuz. Elbette elini arı sokan biri için 112’yi aramayacaksınız. O hastanın tedavisini siz kendiniz yapacaksınız. Madem arı sokmasından örnek verdik; arı sokulan bir kişinin eline domates, zeytinyağı sürmek gibi koca karı tedavileri uygulamak yerine, arının iğnesini çıkartıp 20 dakika kadar buz uygulamak ve bu arada sokulan bölgeyi kalp seviyesinden aşağıda tutmak yeterli.

Bunun dışında zehirlenme vakalarında kişinin kusturulmaması gerektiği,

Ateşlenen kişiye sirke uygulanmaması gerektiği,

Ayılana bayılana kolonya, soğan vs koklatılmaması gerektiği,

Nabza başparmakla bakılmaması gerektiği,

Trafik kazası geçiren yaralı birine su veya yiyecek verilmemesi gerektiği (İç kanama geçiriyor olabilir ve ameliyat edilmesi gerekebilir, ameliyata aç karnına girilmeli)

Kaza geçiren yaralının kesinlikle yerinden oynatılmaması gerektiği,

Önce kendi güvenliğimizi sağlamamız gerektiği (Biliyorsunuz kazaya yardım edenler de kazaya kurban gidebiliyorlar)

Yanıklara diş macunu vs sürülmemesi gerektiği,

Gül dikeni batmasından bile tetanoza yakalanabileceği ve mutlaka her beş yılda bir düzenli olarak tetanoz aşılarımızı yenilememiz gerektiği gibi hem eğitim kitapçığında yer alan hem Tunahan Hoca ve ilk günkü eğitmenimiz Aydın Güler Hoca’nın eklediği doğru bildiğimiz yanlışları da öğrenme fırsatı bulduk.

Elbette yazılacak daha tonlarca şey var. Çoğunu da benim buradan yazmam doğru olmaz. İşinin ehli kişiler tarafından neden sonuç ilişkilerine bağlı olarak, Dünya Sağlık Örgütü’nün sürekli güncellenen donelerine dayanarak verilen bir eğitimden kısacık kesitlerle kafaları bulandırmak istemem.

Özetle ben diyorum ki; sadece iki gününüzü ayırın ve bulunduğunuz şehirdeki Türkiye Kızılay Derneğine bağlı olan ilkyardım eğitimine bir an önce katılın.

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir