Şu Anda

Farkında mısınız? Bu aralar pek bir sermiş gibi görünüyorum. Hollywood haberi, güzellik ve moda haberlerinde bir durgunluk var sanki. Aslına bakarsanız durmadım, sermedim de, sadece tatil yapmak istedim. Biz bloggerlar her ne kadar uzaktan sadece Instagram’da tek bir kare fotoğraf paylaşıp altına bir şeyler karalıyor gibi gözüksek de, ben ve benim gibi bu işi “ciddiye alanlar” o tek kare için bazen saatlerce çalışabiliyoruz. Blog yazılarımdan hiç bahsetmiyorum. Yazı yazmak yine benim işim, gazeteciyim, her bir satır bana zevk veriyor, ama uygun görsel bulmak ciddi bir iştir. Dünyanın en güzel içeriğini yazın, uygun bir görsel bulmazsanız o yazının okunma oranı hak ettiği değeri bulamaz. Dergilerde çalışırken de böyleydim. Kendi görselimi kendim bulur, saatlerimi verirdim. “Harcardım” demiyorum dikkat ettiyseniz çünkü ben işini severek yapanlardanım. O yüzden bilgisayar başında geçirdiğim anlar benim için zaman kaybı değil bir tecrübedir… Bir de canım YouTube kanalım var artık. Günden güne takibi artan, hak ettiği değeri kazanmaya başlayan, beğenilen kanalım… Onun için ne çok çalıştığımı başka bir gün uzun uzun yazmak isterim… Onu da boş bırakmak istemiyorum şu sıralar, haftada bir bile olsa bir video eklemeye çalışıyorum. Peki, neden anlatıyorum şimdi ben bunları size?

Blogger olmak anne olmak gibi bir şeymiş sonradan anladım. Tatili yok, dinlenmesi yok, ilgi istiyor sürekli, istemese de vermeyince zaten vicdan yapıyorsunuz. Blogum benim üçüncü çocuğum. Çocuklarım sırasıyla; Zeytin, Goofy, Blogum ve Limon. Blog Limon’dan hemen önce doğdu. Birkaç hafta önce doğdu ama olsun büyük olan o sonuçta. Anneliğin tatili, izni yok demiştim ama bloggerlıktan birkaç haftalığına izin alayım dedim ben. Durup bir geri çekilip kendimi de uzaktan görmek istedim. Vicdan azabı var elbet içimde ama şu kısacık tatilim süresince yıllık iznimi kullanmak istedim. Bundan sonra bu kararımı her yaz tatilimde hayata geçireceğim. Yıllık izne çıkacağım…

Blogger olmak...

Blogger olmak…

Çok da iyi oldu aslında. Resetledim beynimi, ruhumu. Aslına bakarsanız elimden düşürmediğim telefonumu, laptop’umu genelde kendimden uzak tutuyorum. Geceleri uçak moduna aldığım telefonumu tamamen kapatıyorum. Uyuduğum odada kesinlikle şarj etmiyorum. Konu dağıldı biliyorum ama aynısını siz de yapın. Sabahları pamuk gibi uyanıyorsunuz. Çocuklara ayda yılda bir açıp verdiğim tabletleri de iptal ettim. Çocuklar benim seçtiğim çizgi filmleri izliyorlar sadece gibi bir savunmam vardı, artık işin sadece çizgi film içeriğinden ibaret olmadığını çok iyi biliyorum. TV’de sadece müzik kanalı açmanın hiç de masum olmadığını da biliyorum. Zira mesele içerikten de öte, frekans meselesi. Her türlü tekno aletten yayılan frekans bizim ayarımızla ciddi ciddi oynuyor. Resme büyük açıdan bakın lütfen.

Demem o ki, ben buralardayım. Teknolojiden uzakta biraz topraklanıyorum. Neredeyse hiç terlik giymeden çocuklarla sokaklarda yürüyorum. Ayak tabanlarımız at nalı takılmış gibi oldu ama olsun, onu da seviyorum. Telefonu ev telefonu gibi kullanmaya çalışıyorum, bir de fotoğraf makinası gibi, çocukların anlarını kaçırmak istemiyorum, koca fotoğraf makinasını açıp kurana kadar kaçıyor o anlar, malum benimkiler saniyede 30 farklı şekle girebiliyorlar, bir de belli saatlerde açıp kişisel Twitter hesabımdan gündemi takip ediyorum. Onu yapmasam iyi olacak ama maalesef öyle vurdum duymaz olunacak günlerde de değiliz. Çok şükür takip ettiğim isimler on numara. Geçenlerde kendilerine de teşekkür ettim zaten, 15 Temmuz sürecinde ne doğru isimler takip ettiğimi anladım. Her biri benimle aynı fikirde olan, bir avuç aydın insan. Gezi zamanı öyle büyük hüsran yaşamıştım ki, hem Facebook hem Twitter hesaplarımda takip ettiğim kişileri aslında hiç tanıyamadığımı görüp büyük bir temizlik yapmıştım. O dönem benim gibi hüsran yaşayan çok kişi olmuştur aranızda, gerçekten de büyük bir arınma yaşamıştı çoğu kişi. Kapı karşı komşular, omuz omuza yılarca çalışılan mesai arkadaşları birbirlerini Gezi zamanı tanımıştı. Herkesin bir ideolojisi var, inandıkları uğruna insanların neler yapabileceğini asla bilemezsiniz. Bana yanlış da gelse kişisel fikirlere saygım sonsuzdur. Ama istedim ki o görüşlere ben şahit olmayayım, okumayayım. Öyle de yaptım, Her birini temizledim. Ve dediğim gibi 15 Temmuz süreci benim için sadece bu anlamda rahat geçti…

Ne çok yazdım. Oradan, buradan… Dilim şişmiş galiba. Bu da böyle bir yazı olsun. Başlığı da “Şu Anda” olsun. Çünkü şu an aklıma gelenleri yazdım sadece. O zaman şöyle diyelim mi; yeni bir blog yazısında görüşmek üzere.

Herkese sevgiler…

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir