Derledim Topladım Rahatladım

Evlendikten sonra ilk oturduğumuz evde üç yıl yaşadık. O kadar az eşyamız vardı ki, neredeyse bir kamyonete sığacak derecedeydi. Aradan geçti 7 yıl ve biz tekrar taşınıyoruz. Taşınacağımı duyan her kes “Allah yardım etsin” dedi. Taşıma firması özellikle rica etti “Lütfen hiçbir şeye dokunmayın, biz paketleyeceğiz.” Önce çok sevindim bir gün öncesine kadar gevşek gevşek taşınma gününün gelmesini bekledim. Sonra aklıma ayırmak istediğim çocukların oyuncakları, kendi giyim eşyalarım ve mutfak gereçleri geldi. “Nilüfer kalk kızım şimdiden ayır, nerelere dağıtacaksan dağıt” dedim. Oda oda gezip dağıtacaklarımı ve atacaklarımı istiflemeye başladım. Ne zaman ki kitaplık, dosya klasör faslına geldim, işte o zaman içimi bir hüzün kaplamaya başladı. Üniversite, lise, ortaokul, ilkokul… Neler tutmuşum neler… Beş ayrı telefon defteri saklamışım. İçinde kişilerin doğum günleri, sevdiğim birkaç yemek tarifi, yapılacaklar, unutulmaması gerekenler not edilmiş. Telefon ajandası, rehberinin, notlar bölümünün şu an ki gördüğü işleri o zaman defterler, kalemler görüyordu işte. Ne kadar gerçekti her şey. Sahiciydi… Şimdi yeniden popüler olmaya başlamış, kendi ajandanı kendin hazırla video’ları dönüyor ortalarda. Boş defteri alıyorsun, bölümlere ayırıyorsun, çiziyorsun vs… Bence tutmaz ama. Moda gibi bir şey olacak o da, sonra herkes yine zamanı geçince hooop yeniden telefonlara…

Neyse ben odaları gezip ayıklamaya devam ediyorum tabii bu arada. Şunu fark ettim, o kadar duygusal bir yapım var ki, elimin değdiği bende anısı olan her şeyi saklamışım. Tam yeni bir koli yapıp tüm anılara yeni bir saklama alanı oluşturacaktım ki, elimdeki bir tutam anıyı dönüp sağımda atılacakların yer aldığı çöp torbasına fırlatıverdim. İçim bir yandı o an. Sonra şöyle düşündüm, bilmem kaç zaman sonra bir kere daha taşındığımda yıllardır elimi değmediğim bu anılar yine elime geçecek ve ben yine onlara bakarken hüzün duyacağım. Çünkü çok mutlu anlardan kalsa da elde tutulan anılar beni hüzünlendiriyor. Yıllar geçtikçe de o hüzün katlanıyor. Kendime bu haksızlığı yapmamaya karar verdim ve o bir tutam anının peşine diğerlerini de düşünmeden atmaya başladım. Öyle ki balayı anılarının olduğu torbayı Zafer alıp “Yanlış yere atıyorsun, orası çöp” dedi Adam haklı, benden beklenmeyecek hareketler bunlar… Bir tek balayı anılarını bıraktım, geri kalan her şeyi ama her şeyi attım. Nasıl hafifledim anlatamam. Anıyı yaşamak istersem konuşurum, bugüne kadar sanki açıp elimde artık hangi anıdan bahsediyorsam onu simgeleyen her neyse tutup hatırlamadım ya. Anlattım, konuştum geçtim. Aynı gün çocukları okuldan almadan kısa bir kahve molası verip dinleneyim dedim. Bir kafeye oturdum. Gerçekten dinleniyorum ama. Yan masada iki kız yemekleri masaya geldiğinde yemeğe başlamadan fotoğraflarını çekmeye başladılar. Bu zaten uzun süredir anlam veremediğim bir şey de o gün daha bir anlamsız geldi. Bizim sorunumuz bence An’ı yaşayamamak. Hep sonrasını ya da öncesini düşünüyoruz. Sonra bakarım yediklerime, sonra o günü anarım, insanlar sonra bakar ne yediğime, ne yaptığıma… Sen orada yemeğini afiyetle arkadaşınla sohbet ede ede “An’ı bölmeden ye işte, sonra soran olursa anlatırsın ya da birlikte anarsınız. Fotoğraflarla desteklemeye/desteklenmeye, ispata ihtiyacın yok ki. Eskiden çok güldüğüm bir söz vardı; “Japon’a sormuşlar tatil nasıl geçti diye, bilmiyorum daha fotoğraflara bakmadım” demiş. Şimdi tüm dünya Japon artık bana göre.

Bu konuya en uygun kareydi bence. Kolilenmiş eşyalardan daha anlamlı geldi; yeni yürümeye başladığımda ben...

Bu konuya en uygun kareydi bence. Kolilenmiş eşyalardan daha anlamlı geldi; yeni yürümeye başladığımda ben…

Çocukların küçülenlerini, kullanmadığımız oyuncakları, emzikleri, biberonları, emzirme yastıklarımı, göğüs pompamı ayırmak da bana çok dokundu bu arada. Hatta en çok dokunan bu kısımdı sanırım; artık büyüdüklerini görmek, Tuna’nın mezun olması, okulundan ve arkadaşlarından ayrılacak olması beni en ama en çok hüzünlendiren konu başlığı aslında. Taşınmayla birlikte combo duygu seli yaşıyorum.

Çocukların ilk emziklerini, ilk oyuncaklarını, hastane çıkışlarını okulda yaptıkları el işlerini ve resimleri saklamadan edemedim. Zaten düzenli olarak fotoğraf bastırıyorum deli gibi. Üçer beşer çoğaltıp aile büyüklerine dağıtıyorum. Dikkatimi çekti albümlere de bakamıyorum ben. O da beni çok üzüyor. Kendi anılarımı atarken eski fotoğraflarımı da neredeyse atıverecektim de zor tuttum. Çocuklar için tuttum. Kendi fotoğraflarını da kendileri için saklamaya karar verdim. Ben bakamıyorum, bakamayacağım da.

Kitabı okumadım ama Japon yazar Marie Kondo’nun “Derle Topla Rahatla” kitabı bir zamanların “Secret”ı gibi dünyada trend olmaya başlamış. Dün öğrendim, her şeyi toplayıp attıktan sonra ki; yazar da zaten genel anlamda “Ne varsa evde atın” diyormuş özet olarak. Çok merak ediyorum acaba eski fotoğraflar için de bir şey yazdı mı? Bir Marie Kondo değilim ama bence zamanlamam harika. Bu kitap bu kadar trend olduysa eski anılardan arınmaya başlayacak olan biz insanların eski enerjilerden de kurtulacağını düşünüyorum. Dünyanın enerjisi de yenilenecek böylece…

Eşyalarım kolilenip kamyona yüklenirken balkonda oturup yazdığım “Taşınma” yazımı da diğer tüm geri dönüp okumadığım yazı arşivimin arasına yolcu ediyorum. Beni okuyup bu özel güne ortak olduğunuz için teşekkür ederim.

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir