Sosyal Medya, Fotoğraflar ve Anneliğe Dair…

Teknoloji fakiri olduğum için rakam veremeyeceğim ama çok ama çok yüksek terebaytlı bir harici bellek, küçük küçük bir sürü başka harici bellekler, iki bilgisayarımın da “C” yerel diskleri çocuklarımın fotoğraf ve video’larıyla dolu. Belleklerden birinin başına bir şey gelir diye yıllardır yedekleye yedekleye tüm bellekleri tıkadım. Evdeki kitaplığın alt rafları silme albüm dolu. Belli aralıklarda günlerce, saatlerce uğraşıp seçtiğim en özel anların karelerini bastırıp yerleştirdiğim hatıra albümleri yaptım. Bazen bir tek kareden 10 adet bastırdığım oldu çünkü o karede; annem, babam, ablalarım, kayınvalidem, dede, amca, yenge de vardı ve onlar da o kareye sahip olmalıydı… Hepsi bir gün çocuklar büyüdüklerinde “Biz nasıl bir çocuktuk, nasıl da mutluymuşuz, böyle de haylazmışız, şurada şunla oynamışız, burada bunu yemişiz” desinler diye…

Bazen elde birikenleri baskıya vermek için geciktiğimde ki en fazla 3, 5 ay oluyor, o kadarlık geriye gitmek bile bana hüzün veriyordu. Dünün fotoğraflarına telefonda bakmak bile hüzün verirken 3, 5 ay için hüzünlenmek kaçınılmaz zaten benim için. Çünkü büyüyorlar, evet çok güzel ama bir o kadar da anlamsız bir hüzün veriyor işte bana.

O gün Zeytin bana adını 40 derece ateşliyken koyduğu, sokaktan bulduğumuz ve sonra sahiplendirdiğimiz Kutu adlı siyah beyaz kedimiz nasıldı diye sorduğunda ve ben de ona elimdeki dev arşivi açıp Kutu’yu bulmaya çalışırken ara ara duraksadığımda Zeytin’in o günlere gidip tarifsiz bir hüzün duyduğuna şahit olduğumda anladım ki ilerde büyüdüğünde kendisiyle ilgili bu dev hatıra arşivini asla açıp tamamen bakamayacak. Aradan geçen onca yıldan sonra daha da büyük bir hüzün duyacak. Tüm fotoğrafları, video’ları kız arkadaşının ya da karısının didik didik edeceğinden eminim (kendimden biliyorum). Ya da kendisinin eğer hala evlenilirken barko gösterileri olacaksa, 2, 3 kare bulmak için şöyle bir göz gezdireceğinden de eminim ama hepsi bu kadar olacak. Gerisi öylece kalacak…

Baktım ki bir hafta geçmiş ve toplam iki kare fotoğraf çekmişim… Özel bir karar almadan, o günden sonra telefonu telefon gibi kullanmaya başladığımı fark ettim. Denizde eğlenerek oynayan, takla atmaya çalışan, en sevdiği yemeği yerken gözümün içine sevgiyle bakan çocuklarımla kendi sevgi dolu gözlerimin arasına kamerayı sokuşturmak yerine gözlerimizin birbirine değmesine izin vermişim. Bunun verdiği mutluluğu tarif edemem. Doğdukları günden beri sabahtan akşama anneleriyle aralarına giren dikdörtgen şeklinde bir şeyle yaşamış bu çocuklar, onlar aradaki farkı maalesef anlayamazlar ama ben An’ı yaşamanın ne demek olduğunu çok iyi anladım.

Ha tabii bir de bunları çok seven sizlerle de paylaştım. Şimdi bana soruyorsunuz ya, “Nerede bizim Limon ve Zeytinimiz” diye, biliyorum, onları gerçekten ama gerçekten kalpten seviyorsunuz, en hüzünlü anlarınızda bir Limon video’su izleyip mutlu oluveriyordunuz ya da bizden feyiz alıp oyunlar oynayıp yemekler pişiriyordunuz, bilin ki onlar da ben de şu an çok daha mutluyuz. Her anın tadını çıkartıyoruz. Zeytin ilkokula başladı ve biraz daha büyüdüğünde en doğal hakkı olarak “Artık benimle ilgili bir şey paylaşma anne” demek zorunda kalmayacak… Bloguma bağlı olan Instagram hesabım zaten tamamen benim işimdi, yine öyle olmaya devam edecek, yemek tarifleri, sağlık güzellik tam gaz…

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir