Türk Kadınının Değişmez Tekamülü

Çok sevdiğim giymelere kıyamadığım krem rengi hırkam makineden siyah çıktı, dev omuzlarıma uyum sağlayan tek beyaz gömleğimse gri, Zeytin’e aldığım yumuşacık ilk kundak battaniyesi makineden 60 derecede yıkanması sonucu keçe gibi çıktı ve bir kere bile kullanamadan öylece dolapta kaldı. Üniversite yıllarımdan kalma, yıllarca gözüm gibi sakındığım; cımbız, makas, törpü setim (bir kadın için çok önemlidir) gazetelerle birlikte çöpü boyladı, güzelim bambu nevresim takımı yapılan ütü sonrası dev sarı ütü lekeleriyle çöpü boyladı, buzdopabımın üzerinde magnetle tutturduğum çoğaltma imkanım olmayan çocukluk fotoğraflarım deterjan teması sonucu bembeyaz oldular onlar da çöpü boyladı… Bunlar şimdiye kadar bizim evden gündelik veya yatılı olarak geçen yerli veya yabancı bacıların bana verdikleri maddi veya manevi zararların sadece bir kısmı. Bir de zaman çalma kısmı var ki o da telafisiz bir durum. Evden çıkacaksın, bir şey istiyorsun, defalarca tekrar ettiğin ve artık şıp diye yapması gereken bir şey ama yine yanlış yapıyor. Ya doğrusunu sen yapacaksın ya bir daha anlatacaksın. Ama her şekilde bir kere daha anlatmak zorundasın çünkü aynı hatayı bir kere daha gözünün göresi yok. Yemeğe misafirin var. Zamanla yarışıyorsun. İş bölümü yapmışsınız, kendini ona göre ayarlamışsın. Lakin o yapacağı şeyi yanlış yapmış. Yine zamandan çalma işte bu. Hatayı düzeltmek her şekilde sana kalıyor. Hem ruhen hem bedenen yoruluyorsun. Al sana bir zaman çalması vakası daha. Örnekler uzar gider. Halı altına itilmiş tozlar, hiç dokunulmamış kitaplıklar, yer bezi ve toz bezinin karıştırılma vakalarını hiç saymayayım. Çalışan annelerin sorunları bambaşka bir boyutta. Onların bakıcı deneyimlerini de az çok tahmin ediyorsunuzdur ki en zoru bu, işin içinde canınız ciğeriniz var… Hiç biri için kalp kırmadım ama içim ezildi ve dedim ki “bu evi olan her kadının sınavı.” Neyin sınavı? Niye bunu yaşıyoruz gerçekten bilmiyorum. “Çıkacak para varmış buradan çıksın mı?” demeliyim? “Bozulacak sinirimiz varmış buradan çıksın mı?” demeliyim? Bunu biz kadınların sürekli “İstenmeyen tüyler” dediğimiz;  sakal, bıyık, bacak kılı, kaş kılı ile olan mücadelemize benzetiyorum. İstenmeyense neden var? Biz istemiyoruz evet çünkü kadınız. Neden sakalımız, bıyığımız çıkıyor? Her yönden kusursuz bir yaşam süren bir kadın düşünün, sakal ve bıyık ya da ağda, lazer yaptırmayanını gördünüz mü hiç? Yok, çünkü bu bizim tekamülümüz. Evimizi temizleyen, çocuğumuza bakan bacılar da aynı bence. Hayatının herhangi bir evresinde bacı konusunda sıkıntı yaşamayan tek bir kadın gösterin bana. En iyisini bile eve alıştırma, istediklerimizi anlatma, öğretme süreci bir tür çile değil mi? Çözümü yok, kıllarımızı kabullendik bir şekilde, bacıları da bu halleriyle kabul mü edelim? NOT: Bu postun ilham perisi şu an evde konaklayan bacıdır. Çay termosunun içindeki çayı at dedim, termosu çöpe atmış.

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir